Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 3 Ekim 1931’de başlayan faaliyetlerinin 95. yıl dönümünü kutluyor. 1923 İzmir İktisat Kongresi’nde dile getirilen “milli devlet bankası” fikriyle başlayan yolculuk; 1930’daki kuruluş kanunundan 2001’deki araç bağımsızlığına, enflasyon hedeflemesi rejiminden paradan altı sıfırın atılmasına kadar pek çok dönüm noktasını kapsıyor. Kuruluşundan bu yana 27 kişi TCMB Başkanı olarak görev yaptı.
Bugün Merkez Bankası‘nın başlıca görevleri arasında para ve kur politikasını belirleyip uygulamak, Türkiye’nin altın ve döviz rezervlerini yönetmek, banknot basmak ve tedavüle çıkarmak ile ödeme sistemlerini kurmak, işletmek ve düzenlemek yer alıyor. Banka, yasal olarak fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmekle görevli.
Merkez Bankası Nasıl Kuruldu?
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından ülkelerin kendi para politikalarını bağımsız olarak belirleme eğilimi güçlendi. Kurtuluş Savaşı ile kazanılan siyasi bağımsızlığın ekonomik bağımsızlıkla pekiştirilmesi amacıyla Türkiye’de de bir merkez bankası kurulmasına yönelik çalışmalar hız kazandı. Konu ilk kez 1923 İzmir İktisat Kongresi’nde ele alındı ve kongrede özellikle bir “milli devlet bankası” kurulması fikri öne çıktı.
1927’de dönemin Maliye Bakanı Abdülhalik Renda’nın merkez bankası kurulmasına ilişkin sunduğu kanun taslağı kabul edildi. Kuruluş sürecinde diğer ülkelerin merkez bankalarının görüşlerine de başvuruldu. Bu kapsamda 1928’de Türkiye’ye davet edilen Hollanda Merkez Bankası Başkanı Dr. Gerard Vissering, İstanbul’daki çalışmalarının ardından “Türkiye’de Nakit İstikrarı ve Bir Merkezi İhraç Bankası Tesisi” başlıklı bir rapor hazırladı. Raporda, hükümete bağlı olmayan bağımsız bir merkez bankasının gerekliliği vurgulandı. Bir yıl sonra Türkiye’ye gelen İtalyan uzman Kont Volpi de Türk lirasının istikrarı için bir merkez bankası kurulmasının şart olduğunu belirtti.
Bu gelişmelerin ardından hükümet yasal çerçeveyi hazırlamak için harekete geçti ve Lozan Üniversitesi’nden Prof. Leon Morf’un katkılarıyla yasa tasarısı hazırlandı. Tasarı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 11 Haziran 1930’da kabul edildi ve 1715 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu adıyla 30 Haziran 1930’da Resmi Gazete’de yayımlandı. Farklı kurumların yürüttüğü işlevlerin tek çatı altında toplanmasıyla Banka, 3 Ekim 1931’de faaliyetlerine başladı.
1940-1960: Kamu Finansmanı ve Banknot Matbaası
İkinci Dünya Savaşı’nın olumsuz etkilerinin hissedildiği 1940’lı yıllarda, dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de Merkez Bankası kamu kesiminin finansman açığını kapatmaya yönelik uygulamalarda bulundu. 1950’lerde büyüme ve hızlı kalkınmanın finansmanı da büyük ölçüde Merkez Bankası kaynaklarından sağlandı; Hazineye kısa vadeli avans imkânı tanınarak Banka kaynakları kamunun kullanımına açıldı.
Bu dönemin en önemli gelişmelerinden biri, 1955’te banknot matbaasının kurulması ve 1958’den itibaren banknotların yurt içinde basılmaya başlanması oldu. Böylece daha önce yurt dışında bastırılan banknotların üretimi Türkiye’ye taşındı. Planlı ekonomiye geçilen 1960’larda ise Banka, sanayinin gelişimine paralel olarak genişlemeci para politikaları izledi ve kamuya kaynak sağlamayı sürdürdü. Bu yıllarda kambiyo kontrolüne ilişkin uygulamaların büyük bölümü de Merkez Bankası’na devredildi.
1970: 1211 Sayılı Kanun ve Guvernörlük Makamı
İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünyada ortaya çıkan değişikliklere uyum sağlamak ve Bankanın etkinliğini artırmak amacıyla 14 Ocak 1970’te 1211 sayılı TCMB Kanunu kabul edildi. Kanun, Bankanın yasal statüsünde, organizasyon yapısında, yetki ve görevlerinde köklü değişiklikler getirdi. Anonim şirket statüsü korunan Bankanın sermayesi 15 milyon liradan 25 milyon liraya çıkarıldı ve Hazinenin sermaye payının yüzde 51’in altına düşemeyeceği hükme bağlandı.
Kanunun getirdiği yeniliklerden biri de “Guvernörlük” olarak adlandırılan Başkanlık Makamı oldu. Dış temsilde denklik ve protokolde eşitlik sağlamak amacıyla oluşturulan bu makama ilk olarak Naim Talu getirildi. Başkan ve başkan yardımcılarından oluşan “Yönetim Komitesi” adlı yeni bir karar organı kurulurken, Bankanın en üst karar organı olan 8 üyeli İdare Meclisi, 6 üyeli Banka Meclisi’ne dönüştürüldü. Hazineye verilebilecek kısa vadeli avansın üst sınırı da ilgili yıl bütçe ödeneklerinin yüzde 15’ine yükseltildi.
1980 Sonrası: Serbestleşme ve Piyasa Ekonomisi
1980’ler hem Türkiye ekonomisi hem de Merkez Bankası için bir dönüm noktası oldu. 24 Ocak 1980 kararlarıyla başlatılan yapısal dönüşüm ve finansal serbestleşme sürecinde, para ve kur politikalarının piyasa ekonomisiyle uyumlu biçimde yürütülmesi için önemli adımlar atıldı. Mevduat ve kredi faizlerinin piyasa koşullarında belirlenmesi hükme bağlandı; Türk lirası devalüe edilerek sabit kur rejimine son verildi.
Bu dönemin diğer önemli adımları şöyle sıralanabilir:
- 1983: TCMB, altın ve döviz rezervlerini etkin biçimde yönetme konusunda yetkilendirildi.
- 1987: Banka açık piyasa işlemlerine başladı ve modern para ve döviz piyasalarının kurulmasına öncülük etti.
- 1989: 32 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Karar ile döviz işlemlerine izin verildi, Türk lirası konvertibl ilan edildi.
- 1990: Merkez Bankası ilk kez kamuoyuna duyurduğu para programıyla piyasanın likidite ihtiyacını, kur ve faiz istikrarını bozmadan karşılamayı hedefledi.
- 1994-1998: 21 Nisan 1994’te Hazinenin Merkez Bankası kaynaklarını kullanımına sınır getirildi; 1997’de imzalanan protokolle 1998’den itibaren Hazinenin kısa vadeli avans kullanması sona erdi.
Bu adımlar, Merkez Bankası’nın kamuya kaynak sağlayan bir kurumdan, para politikasını piyasa koşullarında yürüten bir merkez bankasına dönüşümünün temelini oluşturdu.
2001: Merkez Bankası Araç Bağımsızlığına Kavuştu
1995-1999 döneminde finansal piyasalarda istikrarı önceleyen Merkez Bankası, enflasyonun kontrol altına alınamaması üzerine 2000’de döviz kuruna dayalı yeni bir istikrar programı uygulamaya koydu. Ancak yıl sonuna doğru artan güven kaybı ve 2001 krizi programın sona ermesine yol açtı; 22 Şubat 2001’de döviz kurları dalgalanmaya bırakıldı.
Krizin ardından 25 Nisan 2001’de Merkez Bankası Kanunu’nda önemli değişiklikler yapıldı. Fiyat istikrarı, Bankanın temel amacı olarak açıkça tanımlandı ve para politikası araçlarını doğrudan kendisinin belirleyeceği hükme bağlandı. Böylece Banka araç bağımsızlığına kavuştu. Araç bağımsızlığı, merkez bankasının hedefe ulaşmak için hangi politika araçlarını, örneğin faiz oranlarını, nasıl kullanacağına hükümetten bağımsız olarak kendisinin karar vermesi anlamına geliyor. Fiyat istikrarıyla çelişmemek kaydıyla hükümetin büyüme ve istihdam politikalarını desteklemesi öngörüldü; finansal istikrar ise destekleyici amaç olarak belirlendi.
Aynı düzenlemeyle Bankanın Hazineye ve diğer kamu kurumlarına avans vermesi, kredi açması ve bu kurumların borçlanma araçlarını birincil piyasadan satın alması yasaklandı. Böylece Merkez Bankası’nın kamu finansmanı için kaynak olarak kullanılmasının önüne geçildi. Para politikası kararlarının kurumsallaşması amacıyla Para Politikası Kurulu (PPK) da bu dönemde oluşturuldu.
Enflasyon Hedeflemesi ve Paradan 6 Sıfır
2002’de modern bir para politikası stratejisi olan enflasyon hedeflemesine geçildi. 2002-2005 yıllarında uygulanan örtük enflasyon hedeflemesi döneminde rejimin ön koşulları oluşturuldu: Bankanın teknik ve kurumsal altyapısı güçlendirildi, tahmin modelleri geliştirildi, veri seti genişletildi. Araştırma Genel Müdürlüğü, Araştırma ve Para Politikası Genel Müdürlüğü olarak yeniden yapılandırılırken, iletişim politikalarının etkinliği için İletişim Genel Müdürlüğü kuruldu.
2005’ten itibaren öngörülebilirliği artırmak için bir yıllık PPK toplantı takvimi önceden açıklanmaya başlandı ve 2006’da açık enflasyon hedeflemesi rejimine geçildi. 1 Ocak 2005’te Türk lirasından altı sıfır atılarak Yeni Türk Lirası ve yeni kuruşlar tedavüle çıkarıldı. 1 Ocak 2009’da ise paradan “yeni” ifadesi kaldırıldı ve Türk lirası banknot ve kuruşları yenilenen tasarım ve boyutlarla dolaşıma girdi.
TCMB bugün de fiyat istikrarını sağlama hedefi doğrultusunda para politikası ve makroihtiyati araçlarını kullanmayı sürdürüyor.
Merkez Bankası’nın Ortaklık Yapısı
1211 sayılı Kanun uyarınca Merkez Bankası hisseleri dört sınıfa ayrılıyor. Bankanın 25 bin liralık sermayesi 250 bin adet hisseye bölünmüş durumda. Geçen yıl sonu itibarıyla sermaye dağılımı şöyle:
- (A) sınıfı – yüzde 55,12: Yalnızca Hazineye ait hisseler
- (B) sınıfı – yüzde 23,25: Türkiye’de faaliyet gösteren milli bankalara tahsis edilen hisseler
- (C) sınıfı – yüzde 2,51: Milli bankalar dışındaki bankalar ile imtiyazlı şirketlere, 15 bin hisseyi geçmemek üzere tahsis edilen hisseler
- (D) sınıfı – yüzde 19,12: Türk ticari kuruluşlarına ve Türk vatandaşı gerçek ve tüzel kişilere tahsis edilen hisseler
Kuruluştan Bugüne TCMB Başkanları
Merkez Bankası’nda kuruluşundan bu yana 27 kişi başkan olarak görev yaptı. Bankanın ilk başkanı, 1931-1938 yıllarında görev yapan Selahattin Çam oldu. Çam’ın ardından göreve gelen başkanlar şöyle:
- Kemal Zaim Sunel (1938-1949)
- Mehmet Sadi Bekter (1949-1950)
- Osman Nuri Göver (1951-1953)
- Mustafa Nail Gidel (1953-1960)
- Memduh Aytür (1960)
- İbrahim Münir Mostar (1960-1962)
- Ziyaettin Kayla (1963-1966)
- Naim Talu (1967-1971)
- Memduh Güpgüpoğlu (1972-1975)
- Cafer Tayyar Sadıklar (1976-1978)
- Hakkı Aydınoğlu (1979-1981)
- Osman Şıklar (1981-1984)
- Yavuz Canevi (1984-1986)
- Rüşdü Saracoğlu (1987-1993)
- Dr. Bülent Gültekin (1993-1994)
- Yaman Törüner (1994-1995)
- Gazi Erçel (1996-2001)
- Süreyya Serdengeçti (2001-2006)
- Durmuş Yılmaz (2006-2011)
- Doç. Dr. Erdem Başçı (2011-2016)
- Murat Çetinkaya (2016-2019)
- Murat Uysal (2019-2020)
- Naci Ağbal (Kasım 2020-Mart 2021)
- Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu (Mart 2021-Haziran 2023)
- Dr. Hafize Gaye Erkan (Haziran 2023-Şubat 2024)
- Dr. Yaşar Fatih Karahan (Şubat 2024-devam ediyor)
3 Ekim 2026 itibarıyla faaliyetlerinin 95. yılını geride bırakan Merkez Bankası, nitelikli insan kaynağı, köklü kurum kültürü ve güçlü teknik kapasitesiyle yeni dönemde de fiyat istikrarının sağlanması ve sürdürülmesi için çalışmalarına devam ediyor.
