Anayasa Mahkemesi, boşanılan eşe ödenen süresiz nafaka verilmesine ilişkin düzenlemeyi iptal etti. Karar oy çokluğu ile alındı. Yüksek Mahkeme konuya ilişkin yeni düzenleme yapılması için TBMM’ye 9 ay süre verdi. Kararın gerekçesi daha sonra yazılacak.
Antalya 12. Aile Mahkemesi, 2025’te baktığı bir davada, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde hüküm altına alınan yoksulluk nafakasının “süresiz olması”na ilişkin düzenlemenin iptali için AYM’ye başvurmuştu. Başvuruyu değerlendiren Anayasa Mahkemesi, oy çokluğu ile düzenlemenin iptaline karar verdi.
Türk Medeni Kanunu’nun “yoksulluk nafakası” başlıklı 175. maddesi, “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz” hükmünü içeriyor.
AYM daha önce iki kez düzenlemenin iptali istemini reddetmişti
Anayasa Mahkemesi (AYM), Türk Medeni Kanunu’nda yer alan yoksulluk nafakasının “süresiz” olarak bağlanmasını öngören düzenlemeyi daha önce iki kez incelemiş ve Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermişti.
AYM’nin 2012 tarihli kararında, süresiz nafaka uygulamasının amacının boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşin korunması olduğu vurgulandı. Kararda, kadınların ekonomik açıdan erkeklere kıyasla daha dezavantajlı konumda bulunduğuna dikkat çekilerek düzenlemenin kadın-erkek eşitliği ilkesine ve kamu yararına aykırı olmadığı belirtildi.
Mahkeme, 2015 yılında verdiği kararda ise “süresiz” ifadesinin nafakanın her koşulda ömür boyu devam edeceği anlamına gelmediğini kaydetti. Kararda, nafaka alan kişinin yeniden evlenmesi, yoksulluğunun ortadan kalkması veya taraflardan birinin hayatını kaybetmesi halinde nafakanın kendiliğinden sona erdiği hatırlatıldı. Ayrıca tarafların mali durumlarında değişiklik yaşanması durumunda mahkemeye başvurularak nafakanın azaltılmasının ya da kaldırılmasının mümkün olduğu belirtilerek mevcut düzenlemenin ölçülülük ilkesine uygun olduğu sonucuna varıldı.
Nafaka uygulamasında mevcut durum ne?
Türkiye’de nafaka ödeyen kişilerin sayısı ve ödenen nafaka miktarları konusunda herhangi bir resmi veri bulunmuyor. Toplam boşanma davaları içerisindeki oran ya da nafaka sürelerine dair somut ve bilimsel bir yorum yapılamıyor. Kadın Dayanışma Vakfı’nın 2019 yılında yayımladığı bir araştırma net asgari ücretin 2 bin 324,70 TL olduğu 2019 yılında boşanan kadınların yalnızca yüzde 2’sinin 2 bin lira üzerinde nafaka aldığını ortaya koymuştu. Araştırmaya göre, nafakaların yüzde 66’sının aylık 500 TL’nin altında olduğu belirtilmişti. Araştırma ayrıca mahkemeler tarafından belirlenen nafakaların yüzde 50,7’sinin hiç ödenmediği, nafaka yükümlülerinin yalnızca yüzde 20,7’sinin ödemelerini eksiksiz şekilde yerine getirdiğini de belirlemişti.
Kanunda nafakanın belirlenmesi için sabit bir yüzde ya da tarife yer almıyor. Mahkemeler tarafların gelirleri, yaşam standardı, çocuk sayısı, tarafların çalışma kapasitesi, mal varlığı ve sosyal yaşam düzeyi gibi unsurları dikkate alıyor. Uygulamada bazı mahkemeler gelir oranlarını referans alsa da bu bağlayıcı bir formül niteliği taşımıyor. Dolayısıyla kamuoyunda birbirinden çok farklı seviyelerde nafaka miktarlarına rastlanıyor.
TÜİK 2025 verilerine göre; Türkiye’de kadınlar, erkeklerin yarısı kadar istihdama katılabiliyor.
Erkeklerin %66,4’ü, kadınların ise yalınızca %32,1’i istihdama katılıyor. Ayrıca çocuk doğduktan sonra bakım yükü daha çok anne tarafından karşılanıyor ve boşanma sonrasında çocukların velayeti genellikle annede kalıyor. Kadın hakları savunucuları ve sivil toplum örgütleri, kadınların uzun mücadeleler sonucu elde edilmiş kazanılmış haklarının hedefe konduğunu vurguluyor. Bunun yanı sıra nafaka tartışmalarında çoğunlukla kadınlar öne çıksa da kanunda yer alan düzenleme bir cinsiyet atfı yapmıyor. Kadının daha yüksek gelire sahip olduğu durumlarda kadınların da erkeklere nafaka ödemesi gündeme geliyor.
TÜİK’in son olarak 2022 yılında yayınladığı boşanma istatistiklerine göre, çiftlerin yüzde 29’u 16 yıldan uzun süren evliliklerin ardından yollarını ayırdı. Boşanmaların yüzde 32,7’si evliliğin ilk beş yılı içinde gerçekleşirken, yüzde 21,6’sı evliliğin altıncı ve onuncu yılları arasında yaşandı.

