Dün Merkez Bankası politika faizini 200 baz puan artırdı. Böylelikle politika faizi yüzde 17’den yüzde 19’a yükseltti. Merkez Bankası’nın bu kararını ve yüksek faizin ekonomiye etkilerini Sabah’tan Dilek Güngör köşesinde değerlendirdi. Dilek Güngör’ün yazısı…
Hafta sonu birkaç işadamı dostumla yemekteydik. Hepsi de üretimin içindeler. Muhabbet havadan, sudan ilerlerken, biri anlatmaya başladı: “Gebze’de bir arazim var. Yatırım yapmayı düşünüyordum. Biraz özkaynak, biraz kredi kullanacaktım. Banka krediyi yüzde 25 faizle vermeye kalktı. Hesap ettim, yatırımdan kazanacağım yıllık getiri faizi bile karşılamıyor. Yatırımdan vazgeçtim.“
Onun sözü daha bitmeden, diğer ikisi lafa girerek, faizlerden dert yandılar. Sonra da bana dönüp “Bu faizle sen olsan yatırım yapar mısın?” diye sordular. Açıkçası kala kaldım… Haksızlar mı?
Bugün cebinizde 100 milyon TL paranız varsa yatırımla filan ne diye uğraşacaksınız. Hele ki, Merkez Bankası’nın dün yaptığı hatta piyasanın bile beklemediği 2 puanlık faiz artışından sonra koyun paranızı mevduata… Alın yıllık minimum yüzde 20 faizi… Yan gelip yatın…
Kimse kusura bakmasın! Tablo ortada…
Yüzde 19 politika faiziyle Türkiye, dünya sıralamasında 7’nciliğe yükseldi. Yerini bile bilmediğim Surinam Cumhuriyeti’nin hemen altında… Kongo’yla başa baş… Haiti’nin biraz üzerinde… Sağ olsun, Para Politikası Kurulu önden bayağı yükledi!
Yemin ederim, her defasında “umarım bu kez atılan taş ürkütülen kurbağaya değer” diye dua ediyorum ama olmuyor!
Ne ‘finansal piyasaları sakinleştirsin’ diye beklenilen yabancı sıcak parayı getiriyor? (Ki, zaten ülkenin sıcak paraya değil doğrudan yatırıma, üretime, istihdama ihtiyacı var)
Ne vatandaş dövizini bozdurmaya koşup, ters dolarizasyonu başlatıyor?
Ne de enflasyon tam manasıyla düşüyor?
O zaman insanın aklına ister istemez şu meşhur ‘ağa-maraba’ öyküsü geliyor.
Tamam anlıyorum. Merkez Bankası, ABD tahvil faizlerinden de kaynaklı küresel piyasalardaki hareketliliğe karşı, finansal istikrarı sağlama kadına zaman kazanmak istiyor. Ama bu iş kalıcı olmaya devam ederse, ülke olarak döviz kurundaki artışın yükleyeceği maliyetten daha yüksek bir maliyetle karşılaşırız. Yüksek faiz, yüksek kur döngüsüne sıkışıp kalırsak da büyüme hayallerimiz suya düşer.


“Parayı bankaya koy yan gel yat!” mış.
okuduğum en saçma, makro tahlillerden uzak faiz eleştirisi içeren yazı!
neymiş efendim; “bir iş insanımız yatırım yapacakmış da, faizler yüksek olunca kararından vazgeçmişmiş!”
ne yapmamız lazımmış faizleri düşük tutmamız “ne kadar düşük?gerekirse enflasyonun altında bir orandan!”
vay arkadaş memleketin iş adamı ve tüketici tabakası vampir gibi kan emmeye alışmış. vereceksin düşük faizden iş adamına krediyi adamlar servet sahibi olacak, vereceksin tüketici güruhuna 0,65 den krediyi adamlar ev araba sahibi olacak, tatile gidecek,..vs!
peki efendi kim karşılayacak bu düşük kredilerin maliyetini?! elbette asil ve necip milletim yükselen ve istikrarsızlaşan döviz kurlarıyla maliyet ödeyecek!
döviz rezervi erimiş, enflasyon yükselmiş, bütçe açığı artmış, reel gelirler erimiş,.vs kimin umurunda ?!
haybeci ve bedavacı iş insanlarımız (iş insanı da yeni çıktı) ve tüketici güruhumuz mutlu olsun yeter!
hiç hık mık etmeyelim!
faiz ayarlaması isabetli bir MB kararı,
MB’ nin cesur olduğu nadir tarihi anlardan biri
kur lobisi, düşük faiz lobisi, beleş fiyata kredi kullanan haybeciler kaybetti
anlık ve köpük büyüme politikaları rafa kaldırıldı,
umarız devamı ciddi ve güvenilir mali politikalar ile gelir,