Merkez Bankası Para Politikası Kurulu 22 Haziran’da faiz kararını açıkladı ve politika faizi yüzde 15’e yükseltildi. Bu karar seçim sonrası ekonomide değiştiği söylenen politikaların kayda değer ilk göstergesi olması açısından merakla bekleniyordu. Tahminler yüzde 15 ile yüzde 40 arasında değişen oranlarda idi ve gerçekleşme minimum beklentiye uygun açıklandı. Bu artış piyasaların genel beklentilerinin gerisinde kalırken sadece zorunluluktan kaynaklı eski politikalardan dönüş mesajı taşıması açısından kayda değerdir. Ancak son iki haftadır vurguladığımız gibi sadece küçük çaplı sayılabilecek faiz artışlarıyla devasa hale gelmiş ekonomik sorunların üstesinden gelmek mümkün değildir. İki haftadır belirttiğimiz üzere ekonomide değişimle ilgili üç temel soru işaretinden söz ediyoruz. Bunlar nelerdi ve son durum ne, bir bakalım.
İlk sorumuz gelecek yıl yerel seçimler varken ülkeyi orta vadede düzlüğe çıkarabilecek sıkı ve daraltıcı ekonomi politikaları ne ölçüde uygulanabilecek? şeklindeydi.
Politika faizinin yüzde 15’e çıkarılması birinci sorumuzdaki endişelerimizi artıran bir durum yaratmıştır. Faizin 6,5 puan artırılması yüksek bir artış gibi görünmekle birlikte içinde bulunduğumuz durum dikkate alındığında devede kulak kalmaktadır. Bu artışın hiçbir sorunun çözümüne katkı sağlamayacağı açıktır. Zaten piyasadaki faiz oranları yüzde 15’in çok üzerindedir. Artışın düşük tutulması değişimin ciddiyeti konusunda tam kararlılık olmadığının bir göstergesi olmuştur.
Bu cümlemizi biraz daha genişleterek sorumuzu tekrarlayacak olursak seçimden bugüne kadar geçen sürede değişim adına ne yapıldı? Biraz kurun serbest bırakılması ve piyasada bir etki yaratmayacak göstermelik denebilecek faiz artışı dışında bir şey henüz görülmedi. Aslında ekonomiyle ilgili açık ve net hiç kimse bir şey söylememektedir. Bakan Mehmet Şimşek sadece ima niteliğinde ve genel temenni şeklinde birkaç açıklama yapmıştır. Cumhurbaşkanı, değişimi çok da desteklemediğini sadece kerhen kabul ettiğini ima eden ifadelerde bulunmuştur. Merkez Bankası Başkanı’nın ise ağzından henüz hiçbir şey duyulmamıştır.
Merkez Bankası Başkanı hiçbir şey söylememiştir derken, merkez bankalarının en önemli fonksiyonlarından biri beklentilerin yönetilmesi ve güven sağlanmasıdır. Beklentilerin yönetilmesi ise hem yapılanlar hem de kurulan iletişimle mümkün olmaktadır. Merkez bankasının piyasalar ve toplumla iletişimini sağlayan kişi ise merkez bankası başkanıdır. Yeni başkan atanalı iki haftadan fazla bir süre geçmiş olmakla birlikte iletişim kurma adına bir şey yapmadığı görülmektedir. Herkesin merakla beklediği Merkez Bankası faiz oranı açıklamasının öncesinde ya da sonrasında da hiçbir açıklaması olmamıştır. Umarız bu iletişim felaketi önümüzdeki dönemde devam etmeyecektir.
İlk sorumuzla ilgili endişeleri artıran bir durum da, söylediğimiz gibi içinde bulunduğumuz ekonomik ortam sadece faiz artışıyla sorunların üstesinden gelme aşamasını çoktan geçmiştir. Faiz artışı dışında hiçbir önem alınmadığı gibi, yapılacaklarla ilgili hiçbir şey de söylenmemektedir. Bu durum göstermelik birkaç faiz artışıyla seçime kadar gidilmeye çalışıldığı düşüncesi yaratmaktadır. Oysa yapısal önlemler alınmadan ve maliye politikalarını da işin içine katmadan sadece birkaç para politikası uygulaması ile sorunların çözülmesi mümkün değildir.
İkinci sorumuz, geçmişte pek çok defa rasyonel politikalar izlenmeye çalışılırken, yapılan müdahalelerle yarım kalmıştır. Bundan örneğin 6 ay sonra aynı durumla karşılaşmayacağımızın bir garantisi var mıdır?
İkinci sorumuzla bağlantılı olarak, geçen hafta yazdığımız gibi bugünkü yaşadığımız sorunların baş mimarlarından olan Şahap Kavcıoğlu bu dönem de ekonomi kadrolarının içindedir. Daha doğrusu eski ekonomi kadrolarında yer alan çoğu bürokrat yerindedir. Değişmemiş olan Para Politikası Kurulu üyeleri düne kadar düşük faizi canla başla savunurken, bugün faiz artışına evet demişlerdir. Gelecek ay politika faizini yüzde 100’e çıkaralım denilse muhtemelen tereddüt etmeden yine altına imza atacaklardır. Hazine ve Maliye Bakanlığına atanan bakan yardımcılarının hangisine evet bu kişi ekonomideki sorunların çözümüne katkı sağlayabilir diyebiliriz? Gerçekte bu durum ekonomi yönetimi kadrolarının kendi kararlarını kendilerinin almadığının bir göstergesi olmaktadır. Bu gerçekte ikinci sorumuza yönelik de endişelerimizi giderek artıran bir konudur.
Üçüncü sorumuz; yabancı sermaye bir ülkeye gelirken yatırım araçlarının cazibesinin yanında hukuk, şeffaflık vb. konularda ülkenin güven verip vermediğine de bakmaktadır. Son dönemde Ülkemizin bu konuda güven eksikliği yarattığı bir gerçektir. Bu koşullarda yeterli legal yabancı sermaye gelecek midir?
Üçüncü sorumuzla ilgili de hiçbir gelişme yaşanmaması ve açıklama yapılmaması endişe vericidir. Şeffaflıkla ilgili olarak; topluma değişim mesajı verme anlamında en kritik pozisyonlardan biri TÜİK başkanıdır. Çünkü TÜİK geçtiğimiz dönemde açıkladığı verilerin doğruluğu konusunda güven vermemiş ve sürekli eleştirilmiştir. Yine bazı verileri açıklamamaya başlamıştır.
Maalesef henüz değişimde kararlı olunduğunu sembolize edecek olan TÜİK başkanı değişmemiş ve yerinde kalmaya devam etmektedir. Şeffaflık adına bu kurumun açıklayacağı özellikle Haziran ayı enflasyon verisi bir gösterge olacaktır.
Üçüncü sorumuzla ilgili diğer bir konu olarak, hukukun üstünlüğü ve bağımsızlığını sağlayıcı adımlara yönelik hiçbir işaret görülmemektedir.
Yukarıda belirttiğimiz çerçevede bu üç soruyla ilgili gelecekte yaşayacaklarımız belirleyici olmakla birlikte, seçim sonrası geçen yaklaşık bir aylık sürede yaşananlar önemli sinyaller vermektedir. Seçim sonrası ekonomide yaşananlar maalesef karamsar olmamızı gerektirmektedir. Dengesi bozulmuş bir ekonomide hem enflasyonu düşüreyim, hem büyümeyi güçlü şekilde devam ettireyim, hem işsizliği önleyeyim, hem cari açığı kapatayım, hem kuru ve faizi kontrol altında tutayım mümkün değildir. Eski defteri kapatmadan yeni defter açayım diyerek ortada dolaşmaya çalışmak sorunları daha da büyütecektir. Geçtiğimiz seçime kadar eski uygulamalarla günü kurtarmaya çalışarak gelinmiştir. Ancak eski uygulamaların artık günü kurtarmaya yetmediği görüldüğünden bugün köklü değişim denilemeyecek bazı önlemlerle maalesef yine yerel seçimlere kadar günü kurtarmaya çalışarak zaman geçirilecek görünmektedir. Yerel seçimler sonrası için ise herhalde o zaman bakarız diye düşünülmektedir.


