Artan enflasyon ve bankalarda kârlılık coşkusu
  1. Anasayfa
  2. Genel

Artan enflasyon ve bankalarda kârlılık coşkusu

0

Türkiye’de giderek artan enflasyon oranının banka kârlarına ne kadar etki ettiğini Başkent Üniversitesi Finans ve Bankacılık programı bölümü akademisyenlerinden Prof. Dr. Şenol Babuşçu Politikyol sitesine yorumladı.

2022 yılı bankalar açısından iyi geçiyor gibi görünüyor. Nitekim açıklanan yılın ilk iki aylık sonuçları sektörde kârlılığın oldukça iyi durumda olduğunu gösteriyor. Bugünkü ekonomik konjonktür bu şekilde devam ederse bankalar bu yılı yüksek seviyede kâr rakamları ile kapatabilir. Peki bankaların bu sene yüksek görünen kâr rakamlarına ulaşmalarını sağlayan unsurlar neler? Bu konuda farklı etkenler sayılabilse bile bankaların bugün kârlılığını artıran temel faktörleri;

  • Enflasyona endeksli DİBS’ler,
  • Kur korumalı mevduattan kaynaklı düşük mevduat maliyeti,
  • Yeni DİBS’lerin faiz oranlarındaki yükselme,
  • Merkez Bankası’ndan düşük faizle borçlanma olanağı olarak sıralamak mümkündür.

Bu unsurları kısaca gözden geçirecek olursak; bankaların ellerinde yüksek miktarda enflasyona endeksli DİBS’ler bulunmakta ve iktidarın bile asgari yıl sonuna kadar enflasyonun kontrol edilemeyeceğini itiraf ettiği bir ortamda, bu kağıtlara bağlı getirileri yüksek olacaktır.

İkinci olarak kur korumalı mevduatta bilindiği üzere bir faiz üst sınırı bulunmaktadır. Bu üst sınır bir yandan bankaları sınırlıyor gibi görünmekle birlikte bir taraftan da düşük maliyet nedeniyle avantajlarına olmaktadır.

Yine kamunun borçlanma maliyetinin yükselmesi yeni çıkarılan sabit getirili DİBS’lerin de getirilerini artırdığından bankalara avantaj sağlamaktadır. Son olarak bankaların borçlanma maliyetlerini düşüren unsur Merkez Bankası faiz oranlarının düşük olmasıdır. Bankalar limitleri çerçevesinde Merkez Bankasından düşük faiz oranları ile borçlanma olanağına sahip bulunmaktadır.

Bankaların faiz gelirlerinin önemli ölçüde artmasını sağlayan yukarıdaki dört faktör devam ettiği sürece kâr artışları da sürecektir. Sadece yılın son iki ayında baz etkisi ile enflasyonda bir düşüş yaşanırsa kârlarda düşüş olmasa da artışta yavaşlama olabilir.

Ancak enflasyon dinamiklerine bakıldığında enflasyonun bir sarmal haline geldiği ve kısır döngüye dönüştüğü görülmektedir. Ayrıca enflasyonu artıran unsurlardan biri olan dış dünya dinamikleri de kolay kolay geri dönmeyecek gibi görünmektedir. Bu nedenle son iki ayda enflasyonda beklenildiği gibi düşüş olup olmayacağı şu anda belli değildir.

Yukarıda söz ettiğimiz banka kârlılıklarının artmasına farklı bir açıdan bakacak olursak, özellikle faiz gelirlerindeki artışa bağlı banka kârlarındaki artış oranının yüksek gibi görünmesine karşın reel olarak ne durumda olduğu tartışmalıdır. Enflasyonun TÜİK’in tartışmalı rakamları ile bile yüzde 60’ların üzerine çıktığı, gerçek rakamların ise daha yüksek olduğunun genelde kabul edildiği bir ortamda yüksek gibi görünen kâr artışının sadece enflasyon farkını giderdiği de düşünülebilir. Bu durumda gerçekte bankaların söylenildiği kadar yüksek reel kârlar sağlayamadığı bir gerçektir.

Banka kârları ile ilgili diğer söz edilmesi gereken bir durum ise, bankalar için mevduat maliyeti ile kredi getirileri arasındaki marjdır. Bugün ülkemizde enflasyonun yüzde 60’ın üzerinde olduğu bir ortamda mevduat faizlerinin maksimum yüzde 20, kredi faizlerinin ise yüzde 25- 30 arası bir bantta hareket ettiği görülmektedir. Bu tutarsız durum gerçekte finansal sistemin düzenini de bozmuştur. Bankalar için enflasyon 60 iken, vadesiz mevduatların sıfır maliyetini de düşünürsek, gerçek mevduat maliyeti yüzde 15’leri bile bulmamaktadır. Dolayısıyla aslında kredi kullandırmaktan da bankalar ciddi kâr elde etmektedir. Mevduat sahipleri bu sistemin günah keçisi olarak görünmektedir. Enflasyon dikkate alındığında paraları ciddi reel kayba uğramaktadır. Kredi kullananlar ise faiz oranları yüksek gibi görünse de mutludur. Çünkü enflasyonun çok altında bir faiz oranıyla krediye ulaşabilmektedir.

Her ne kadar bu sistem ekonomik çarkların döndürülmesini kolaylaştırıyor gibi görünmekle birlikte, Türkiye’nin en büyük sorununun gerçekte tasarruf yaratmak olduğu unutulmaktadır. Tasarruf sahiplerinin reel olarak eriyen paraları önümüzdeki dönemde tasarruf açığını daha da büyütecektir. Dışarıdan kaynak akışının da yok denecek kadar az olduğu ve en azından kısa vadede artma olasılığının olmadığı bir yapı içinde bulunduğumuz düşünülürse, sorunun çok da uzak olmayan bir gelecekte kendini net bir şekilde hissettirmesi kaçınılmazdır.

Kârlılık rakamları ilk iki ayda bir önceki senenin oldukça üzerindedir. Ancak yüksek enflasyon reel olarak bankaların kârlılıklarını ne ölçüde artırdıklarını ve artıracaklarını belirlemeyi zorlaştırmaktadır.

Ülkemizde enflasyonun faiz gelirlerinde sağladığı artışa karşın faiz dışı gelir gider dengesine nasıl etki yapacağı da önemlidir. İçinde bulunduğumuz ortamda faiz dışı gelirde enflasyona bağlı yapay bir artış olabilir, ancak önemli olan diğer bir konu da enflasyonun faiz dışı gelir gider dengesinde ne şekilde bir etki yapacağıdır.

Bankalar faiz dışı gelirlerini artırırken faiz dışı giderlerinde de ciddi artışlar olmaktadır ve olacaktır. İçinde bulunduğumuz yıl bankaların alt yapı yatırımlarının maliyetindeki önemli artışlarla birlikte başta personel giderleri olmak üzere diğer işletme giderlerinde ciddi artışlar yaşanacaktır. Bu sene faiz dışı gelir gider dengesini hangi banka daha iyi yönetecek hangisi yönetemeyecek belirsiz görünmektedir. Faiz gelirlerindeki büyük artışlara bağlı olarak bankalarda faiz dışı gelir-faiz dışı gider tarafı çok göz önünde olmayabilir. Ancak faiz gelirleri artışı bu dönemde bankaların çabasının ötesinde daha çok kendi kendine gelişen bir yapı olmaktadır. Asıl bankaların faiz dışı gelir gider tarafındaki dengelerini kaybetmemek üzere çaba göstermeleri gerekmektedir.

Sonuç olarak, bankalar 2022’yi sektör olarak daha iyi geçiriyor görünmektedir. Kârlılık rakamları ilk iki ayda bir önceki senenin oldukça üzerindedir. Ancak yüksek enflasyon reel olarak bankaların kârlılıklarını ne ölçüde artırdıklarını ve artıracaklarını belirlemeyi zorlaştırmaktadır. Bu yıl bankalar için faiz gelirleri bahsettiğimiz nedenlerle kârlılığın bir belirleyicisi olmaktadır. Ancak faiz dışı giderler de gelecek için bir tehdit unsuru niteliği taşımaktadır.

Son olarak, bilindiği gibi finansal kuruluşlara uygulanan kurumlar vergisi oranı yüzde 30’a yükseltilmiş bulunmaktadır. Bu durum bankaların yüksek görünen kârlarından devletin de daha fazla pay alma niyetini göstermektedir ve bankaların net kârlarını olumsuz etkileyecektir.

  • 0
    be_endim
    Beğendim
  • 1
    alk_l_yorum
    Alkışlıyorum
  • 0
    e_lendim
    Eğlendim
  • 0
    d_nceliyim
    Düşünceliyim
  • 0
    be_enmedim
    Beğenmedim
  • 0
    _ok_k_zd_m
    Çok Kızdım

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir