Alaattin Aktaş, “Büyükelçi krizi en azından şimdilik tatlıya bağlandı ve 9.84’ü gören dolar kuru 9.41’e kadar geriledi. Demek ki başka bir dizi olumsuzluk olmasına rağmen etrafla didişmeyince, kavga etmeyince Türk parası değer kazanabiliyormuş” dedi.
Dünya gazetesi yazarı Alaattin Aktaş, “Yabancı TL’nin değer kaybetmesini niye istesin?” diye sorarak köşesinde şöyle yazdı:
Bu on ülkenin büyükelçisi sanki kendi başlarına böyle bir metin kaleme almış gibi onları hedef tahtasına oturtmaya kalkıştık. Bu metnin, o ülkelerin görüşü olduğu gerçeğini göremedik ya da görmek istemedik.
Konu, on kişinin gidip yerlerine başka on kişinin gelmesi olabilir mi?
Piyasa “istenmeyen kişi” lafı ağızdan çıktığı an neler olacağını gördü ve dolar önceki gün açılışta 9.84’e tırmandı. Gerginliğin artmayacağı anlaşıldıkça ve biz yeni açıklamayı kendimize göre yorumlayıp bir anlamda “Geri adım attılar, artık istenmeyen kişi uygulamasına gerek kalmadı” deyince dolar dün 9.41’e kadar geriledi. Dolar bu satırların yazıldığı saatte 9.45 dolayında seyrediyordu.
Yani TL iki günde kayda değer oranda değer kazandı. O zaman şunu soralım değil mi:
“Türk parasını bir anda 9.84’e çıkaran ve daha sonra 9.41’e kadar gerileten kim; büyükelçiler mi, yoksa bizim söylemlerimiz mi?”
Ve şunu da herhalde bir kez daha test etmiş olduk:
“Demek ki etrafla kavga etmeyince, didişmeyince Türk parası değer kazanıyormuş…”
Yabancı TL’nin değer kaybetmesini niye istesin!
“Yurtdışında 1 dolara satılan bir ürünü, dolar kuru 10 lirayken Türk tüketici 10 liraya alabiliyor, kur arttığı ölçüde Türk tüketicinin cebinden çıkacak para da artıyor. Ve öyle bir aşamaya geliniyor ki, kur çok arttığı için artık Türk vatandaşının gücü o ürünü almaya yetmiyor. Örneğin kur yüzde 20 artmış, gelir yüzde 10.
Siz Türkiye’ye satış yapan yabancı bir ihracatçı olsanız Türk parasının değer yitirmesini mi istersiniz, yoksa değer kazanmasını ve bir yerine iki ürün satabilir hale gelmeyi mi?”

