Nakitsiz toplum kavramı, dünya genelinde giderek yaygınlaşıyor. İsveç ve Norveç bunun öncülerinden. Brezilya’daki anlık ödeme sistemi Pix’i 150 milyon insan kullanıyor. Çin’de ise AliPay’in 1 milyarın üzerinde aktif kullanıcısı var. Bu süreç Türkiye’de de hızlanmış durumda…
Dijitalleşme, hayatın her alanını etkilediği gibi, finansal sistemleri de dönüştürüyor. Ödeme alışkanlıklarının hızla değiştiği bu süreçte, nakitsiz toplum kavramı, dünyanın birçok ülkesinde tartışmaların merkezine oturmuş durumda. Kağıt paranın yerini kredi kartları, dijital cüzdanlar ve mobil ödeme sistemleri alırken, bir “nakitsiz ekonomi” vizyonu giderek daha gerçekçi bir hedef haline geliyor. Çünkü özellikle hız, kolaylık ve verimlilik gibi avantajlarıyla nakitsiz ödeme sistemleri, bireyler ve işletmeler için cazip seçenekler sunuyor.
Ancak, bu yeni dönemin avantajlarının yanı sıra, önemli riskleri de var. Nakit kullanımının tamamen ortadan kalkması, ekonomik, sosyal ve bireysel düzeyde birtakım sorunları da beraberinde getirebilir. Örneğin, dijital ödeme sistemlerine erişimi olmayan dezavantajlı grupların finansal sistemden dışlanması, bireysel mahremiyetin azalması ve finansal verilerin kötüye kullanımı gibi konular, bu dönüşümün karanlık yüzü olarak karşımıza çıkıyor.
Bir toplumun tüm finansal faaliyetlerinin dijital platformlara taşınması ne kadar sürdürülebilir? Mahremiyet, eşitlik ve özgürlük gibi değerler bu dönüşümden nasıl etkilenir? Tüm para hareketlerimizin izlenebilir olması ne gibi sorunlara yol açabilir? Big Brother artık bizi cüzdanlarda da mı izleyecek? Bu sorulara yanıt ararken, teknolojinin yalnızca kolaylık getiren değil, aynı zamanda düşünülmesi gereken riskleri barındıran bir araç olduğunu da unutmamak gerek…
Türkiye, teknolojik gelişmelere hızla uyum sağlayan ve genç, dijitalleşmeye yatkın nüfusuyla dikkat çeken bir pazar olarak fintek sektöründe önemli bir potansiyele sahip. Geleneksel finans hizmetlerinin hızla dijitalleştiği bu dönemde, fintek sektörü yalnızca bireylerin günlük finansal işlemlerini kolaylaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda KOBİ’lerden büyük ölçekli şirketlere kadar tüm ekonomiyi etkileyen inovasyonların da öncüsü oluyor.
Özellikle ödeme sistemlerinden kredi platformlarına, dijital cüzdanlardan blockchain tabanlı yeniliklere kadar geniş bir yelpazede faaliyet gösteren fintek girişimleri, Türkiye’nin finansal teknolojilerde bir merkez haline gelme potansiyelini güçlendiriyor. Bunun yanı sıra, yasal düzenlemelerin hızlanması ve bankalarla fintek şirketleri arasındaki iş birliklerinin artması, sektörün sürdürülebilir büyümesini gerekli kılıyor. Para Dergisi’nden Ürün Dirier sektör paydaşlarına, nakitsiz toplum idealinin hem pozitif hem de negatif taraflarını sordu…
ColendiBank CEO’su Deniz Devrim Cengiz
Dijital bankalar, teknolojik dönüşümü bir adım öteye taşıyarak kullanıcı odaklı, hızlı ve kişiselleştirilmiş finansal çözümlerle fark yaratıyor. Dünyanın en hızlı büyüyen gömülü fintek hizmetleri platformlarından biri olan Colendi bu değişimin öncüsü oldu ve Türkiye’nin ilk yapay zekâ temelli, doğuştan dijital mevduat bankası ColendiBank’ı hayata geçirdi. Kasım 2024’te BDDK’dan faaliyet iznini alarak finansal ekosistemde yeni bir sayfa açtı. Bu süreçte en büyük farklarının, bankacılığı sıfırdan yapay zekâ ile inşa etmek olduğunu ifade eden ColendiBank CEO’su Deniz Devrim Cengiz, “Yapay zekâ destekli altyapımız, büyük veri analizini kullanarak her bir kullanıcının finansal davranışını anlıyor ve onlara özel, hiper kişiselleştirilmiş çözümler sunuyor. Böylece, düşük maliyetli, erişilebilir ve kesintisiz bir bankacılık deneyimi sağlıyoruz. Türkiye özelinde baktığımızda; finans sektörü, teknolojik dönüşüme hızla adapte olurken dijital bankacılık lisansları gibi yenilikçi düzenlemeler ekosistemi destekledi. Bu, girişimciler için fırsatları artırdı, tüketicilere ise daha erişilebilir finansal çözümler sundu. Türkiye ve benzeri gelişmekte olan pazarlarda fintek çözümleri, finansal kapsayıcılığı artırarak sadece bireyler için değil, KOBİ’ler ve ekonominin geneli için de kritik hale gelecek. Dolayısıyla ‘nakitsiz topluma’ geçişte fintekler çok kritik rol oynayacak” diyor.
Nakitsiz toplum hedefinin birkaç tane faydası olduğuna işaret eden Cengiz şunları aktarıyor: “Öncelikle tüketicinin lehine olacağı çok net. Diğer taraftan da bence gideceğimiz yer, uzun vadede programlanabilir para olacak. Dijital paraların hayatımıza girmesi ve merkez bankalarının dijital paraları (CBDC) çıkarmaları bu CBDC’lerin programlanabilir özelliğe sahip olmasını gündeme getirdi. Programlanabilir para ile örneğin bankadan vereceğimiz kredinin hangi ürünlerde kullanılabileceğini kurallara bağlayabiliyoruz. Bunu yapmanın yolu da o paranın blockchain üzerinde olması. Uzun vadede merkez bankalarının kendi dijital paralarını çıkaracakları bir finansal dünyaya gidiyoruz. Bunu şimdiye kadar 5 merkez bankası yaptı, test aşamasındalar… Colendi’nin yüzde 100’üne sahip olduğu İngiltere merkezli grup şirketimiz SETL, bu alanda çalışıyor ve Amerika Merkez Bankası’nın yaptığı denemenin teknolojik altyapısını sağladı. 12 hafta süren denemeye Wells Fargo, Citi, JP Morgan gibi büyük Amerikan bankaları da katıldı. Önümüzdeki 5 yılda dijital ve programlanabilir para alanında önemli gelişmeler yaşanacak. Türkiye’de de finansal programın içerisinde yer alan ve bu alanda planlanan çalışmalar olduğunu görüyoruz. Nakitsiz toplum için devletler bazında önemli ilerlemeleri duymaya devam edeceğiz.”
TOM Bank Genel Müdürü Onur Özkan
TOM Bank Kurucu CEO’su Onur Özkan‘a göre, özellikle geleneksel bankalar açısından nakit yönetimi ciddi operasyonel maliyetler doğuran bir süreç. Nakit temini, ATM operasyonları ve nakit dolaşımının sağlanması gibi unsurlar, yalnızca kurumlar için değil, aynı zamanda müşterilere yansıyan maliyetler açısından da önemli bir yük oluşturuyor. Bu nedenle küresel ölçekte finans sektörü, mümkün olduğunca bu operasyonel maliyetleri minimize etmeye ve müşteri deneyimini daha verimli hale getirmeye odaklanmış durumda. Dijitalleşme, tam da bu noktada bankacılığın geleceğini şekillendiren en kritik unsur haline geliyor. “TOM Bank olarak biz, dijitalleşmeyi yalnızca bir teknoloji dönüşümü olarak değil, bankacılığın daha erişilebilir, daha verimli ve müşteri odaklı hale gelmesini sağlayan stratejik bir öncelik olarak görüyoruz” diyen Özkan, “Geleneksel bankalar dijitalleşmeye adapte olmaya çalışırken, biz sıfırdan tamamen dijital bir banka olarak doğduk. Bu sayede fiziksel operasyonların getirdiği maliyetleri minimize ederken, sunduğumuz hizmetleri herkes için daha hızlı ve ulaşılabilir hale getiriyoruz. Bundan 10 yıl önce şubesiz bankacılığın yaygınlaşacağı öngörüsü, oldukça sınırlı bir kesim tarafından benimsenmişti. O dönem, konvansiyonel bankaların hâkim olduğu bir sistemde, dijitalleşmenin bu denli etkili olacağına inananların oranı yüzde 10’u dahi geçmiyordu. Bugün TOM Bank gibi tamamen dijital bankaların başarısı, sektördeki dönüşümün artık kaçınılmaz hale geldiğini gösteriyor. Geleneksel şube bankacılığının zorunluluk olduğunu düşünenlerin oranı %50’nin altına inmiş durumda. Önümüzdeki 10 yıl içinde bu oran yüzde 10’un altına gerileyerek, tamamen dijitalleşmiş bankacılığın ana akım haline gelmesini bekliyoruz. Biz, bu dönüşümün öncüsü olarak, geleceğin bankacılık anlayışını bugünden şekillendiriyoruz” görüşlerini paylaşıyor.
Nakitsiz toplum hedefinin, yalnızca bir dijitalleşme süreci değil, aynı zamanda finansal ekosistemin sürdürülebilirliği açısından da kritik bir adım olduğuna değinen Özkan, “Kayıt dışı ekonominin azaltılması, ödeme sistemlerinin daha güvenli ve takip edilebilir hale gelmesi, kredi tahsis süreçlerinde daha doğru risk analizi yapılabilmesi gibi pek çok faktör, nakitsiz toplumun avantajları arasında yer alıyor. TOM Bank olarak, dijital bankacılığın sunduğu imkanlarla finansal kapsayıcılığı artırmayı ve bireylerin daha sağlıklı finansal kararlar almasını desteklemeyi hedefliyoruz. HADİ Veresiye ürünümüzle, kullanıcıların nakit taşıma ihtiyacını ortadan kaldırarak finansal planlamalarını daha esnek hale getiriyoruz. Bu yaklaşım, nakitsiz toplum hedefine ulaşmada somut bir adım niteliği taşıyor. 8-9 yıl önce konvansiyonel bankaların kullandırdığı kredilerin yüzde 98-99’u şubeler aracılığıyla sağlanıyordu. Bugün ise geleneksel bankalar dahi kredi tahsis süreçlerinin yaklaşık yüzde 50-55’ini dijital kanallar üzerinden yönetmeye başladı” diyor.

