Küresel ekonomide faiz indirimlerinin konuşulduğu dönem, kısa sürede yerini yeniden yükselen faizlere bıraktı. Petrol fiyatlarının 100 doların üzerine çıkması, enflasyonun sanıldığı kadar kolay kontrol altına alınamayacağı endişesini güçlendirdi.
Avrupa Merkez Bankası’nın mevduat faizini 25 baz puan artırarak yüzde 2,50’ye çıkarması, bu değişimin en somut göstergelerinden biri oldu. Ancak piyasalardan gelen asıl güçlü mesaj merkez bankalarından değil, uzun vadeli tahvil getirilerinden geldi.
İngiltere’nin 10 yıllık devlet tahvili faizi yüzde 5,295’e yükselerek Ağustos 2007’den bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Almanya’nın 10 yıllık tahvil faizi yüzde 3,45’e yaklaşırken Fransa’nınki yüzde 4,34 seviyesini gördü. ABD’de ise 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,90’a, 30 yıllık faiz yüzde 5,30’un üzerine çıktı.
Bu tablo, küresel finansman koşullarının beklenenden daha uzun süre sıkı kalabileceğine işaret ediyor.
Faiz indirimi beklentileri neden değişti
Piyasalar bir süre önce enflasyonun gerilemeye devam edeceğini ve merkez bankalarının kademeli faiz indirimlerine yöneleceğini düşünüyordu. Ancak jeopolitik gelişmelerin enerji arzı üzerinde oluşturduğu baskı bu beklentiyi değiştirdi.
Petrol fiyatlarındaki artış yalnızca akaryakıtı değil; ulaştırma, üretim, tarım, gıda ve lojistik maliyetlerini de etkiliyor. Böylece merkez bankalarının kontrol etmekte zorlandığı yeni bir maliyet enflasyonu ortaya çıkıyor.
Enerji fiyatlarının yüksek seviyelerde kalıcılaşması hâlinde enflasyon beklentileri bozulabilir ve maliyet artışları ekonominin geneline yayılabilir. ECB’nin faiz artırımı da enerji kaynaklı enflasyonun kalıcı hâle gelmesini önlemeye yönelik ihtiyatlı bir adım olarak değerlendirilebilir.
Ancak ECB açısından denge kolay değil. Bir tarafta yüksek enerji maliyetlerinin beslediği enflasyon, diğer tarafta artan faizlerin yavaşlatabileceği Avrupa ekonomisi bulunuyor. Bu nedenle yüksek enflasyon ile düşük büyümenin aynı anda yaşandığı stagflasyon riski yeniden gündeme geliyor.
Tahvil piyasalarının mesajı ne
Politika faizi merkez bankasının kısa vadeli duruşunu gösterirken 10 ve 30 yıllık tahvil faizleri ekonominin uzun vadeli görünümüne ilişkin beklentileri yansıtır.
Tahvil getirilerindeki yükseliş; yatırımcıların uzun vadeli enflasyon, bütçe açıkları, kamu borcu ve artan tahvil arzı karşısında daha yüksek getiri talep ettiğini gösteriyor.
ABD’de yüksek bütçe açığı ve büyüyen kamu borcu bu tartışmanın merkezinde yer alıyor. Avrupa’da ise enerji maliyetlerine artan savunma ve altyapı harcamaları ekleniyor. İngiltere ve Fransa’daki mali kaygılar da küresel tahvil satışlarını güçlendiriyor.
Dolayısıyla piyasaların verdiği mesaj yalnızca “Bir sonraki merkez bankası kararı ne olacak?” sorusuyla sınırlı değil: Faizler beklenenden daha uzun süre yüksek kalabilir.
Şirketler ve yatırımcılar nasıl etkilenir
Devlet tahvilleri finansal sistemde referans faiz olarak kabul edildiği için getirilerdeki yükseliş, bankaların ve şirketlerin borçlanma maliyetlerini de artırıyor. Yeni yatırımlar pahalılaşırken mevcut borçların çevrilmesi zorlaşıyor. Özellikle borçluluğu yüksek şirketlerin finansman giderleri artıyor.
Yükselen risksiz faiz, hisse senedi değerlemelerinde kullanılan iskonto oranını da yukarı çekiyor. Bu nedenle teknoloji ve büyüme şirketleri, gayrimenkul sektörü ve uzun vadeli finansmana ihtiyaç duyan yatırımlar daha fazla baskı altında kalabilir.
Tahvil yatırımcısı açısından ise iki yönlü bir tablo bulunuyor. Faiz yükseldiğinde mevcut tahvillerin fiyatı düşer ve portföylerde değer kaybı yaşanabilir. Buna karşılık nakitte bulunan yatırımcılar daha yüksek getirilerden tahvil alma fırsatı yakalayabilir. Bu ortamda alımların kademeli yapılması ve vade riskinin iyi yönetilmesi önem kazanıyor.
Türkiye bu dalgadan nasıl etkilenebilir
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, son toplantısında politika faizini piyasa beklentisine paralel olarak yüzde 37’de sabit tuttu. TCMB, enflasyonun ana eğiliminde gerileme görüldüğünü ve iç talepteki zayıflığın dezenflasyonu desteklediğini belirtirken yüksek enerji fiyatlarının oluşturduğu yukarı yönlü riske de dikkat çekti.
Türkiye enerji ithalatçısı olduğu için petrol fiyatlarının yüksek seyretmesi enflasyonu, cari dengeyi ve döviz ihtiyacını doğrudan etkiliyor. Küresel tahvil faizlerinin yükselmesi ise Türkiye’nin Hazine ve şirket Eurobondları üzerinden gerçekleştireceği dış borçlanmaların maliyetini artırabilir.
Tahminimize göre, yıl sonunda politika faizinin yüzde 36 seviyesine gerilemesi hâlâ mümkün görünse de petrol fiyatlarının 100 doların üzerinde kalıcılaşması, faiz indiriminin zamanlamasını geciktirebilir.
Yeni dönemin anahtar kelimesi temkin
Küresel piyasaların verdiği mesaj, faizlerin yalnızca yüksek olmadığı, beklenenden daha uzun süre yüksek kalabileceğidir. Enerji fiyatları gerilemediği sürece merkez bankalarının hareket alanı daralacak; devletler, şirketler ve yatırımcılar daha pahalı finansman koşullarına uyum sağlamak zorunda kalacaktır.
Türkiye açısından enflasyonun ana eğilimindeki iyileşme değerli olsa da dışarıdan gelen enerji ve faiz şokları göz ardı edilmemelidir. Önümüzdeki dönemde hem para politikasında hem de portföy yönetiminde anahtar kelime temkin olacaktır.

