Mevcut ekonomik politikalara duyulan güven eksikliği, risklerini minimize edip kar maksimizasyonu sağlamak isteyen bankaları belirsiz ortamda yeni çözümler bulmaya itti. Bankalar uygulanan ekonomik programın bir sonucu olarak reel sektörde faaliyet gösteren firmalara kredi kullandırırken sabit faizli krediler yerine değişken faizli kredi vermeye başladılar.
Sabit faizli kredilerde kredi vadesi sonuna kadar faiz sabit kalıyor ve değişmiyor. Adından da anlaşılacağı üzere değişken faizli kredinin faizi, vade içerisinde yukarı ya da aşağı yönlü değişiklik gösterebiliyor yani sabit değil.
TCMB tarafından yayınlanan 2022 Ekim Finansal İstikrar Raporu’na göre bankalar tarafından firmalara verilen değişken faizli kredilerin toplam krediler içindeki payı hızlı şekilde artıyor.
Aşağıdaki grafikten de görüleceği üzere 2020 yıl sonunda firmalara kullandırılan kredilerin %30’u değişken faizliyken bu oran 2022 Eylül sonu itibariyle %45’e çıkmış durumda. 2023’e ait bir veri olmamakla birlikte bugünlerde bu oranın daha da arttığını kolaylıkla tahmin edebiliriz.

Peki bankalar neden değişken faize yöneldiler.
Bunun en önemli nedeni uygulanmakta olan ve faizleri mümkün olduğunca düşük tutmayı amaçlayan ekonomik program. Yapılan düzenlemeler nedeniyle bankalar kullandırdıkları krediler belli bir faiz haddini aşarsa menkul kıymet almak zorunda kalıyor. Mevcut ekonomi politikalarına güvenmeyen bankalar, eğer firmalara kullandırdıkları kredilere düşük sabit faiz uygularsa ve herhangi bir nedenle TCMB politika faizinde değişikliğe gider ve faizleri artırırsa bu kredilerden yüksek zarar yazacaklarını bildiklerinden değişken faizli kredi vermeye başladılar.
Bankalar firmalara verdikleri değişken faizli kredilerde Türk Lirası Referans Faiz (TLREF) dediğimiz para politikası faizi ile paralel hareket eden referans faizi kullanıyor ve bu faizin üzerine belli bir marj koyarak firmalara kredi veriyorlar. Referans faiz yazı tarihi itibariyle %10 olup bu oranın üzerine firmanın büyüklüğüne göre 4 ila 8 puan ilave eklenerek kredi kullandırımı yapılıyor. Yani bu günlerde firmalar kredi kullandırmama konusunda mevzuat nedeniyle oluşan türlü türlü engelleri aşabilir ve kredi kullanabilirlerse %14 ila %18 arasında faiz ile kredi kullanabiliyorlar.
Geçen hafta İşbankası Genel Müdürü Sn. Hakan Aran % 8,5 politika faizine çıpalanmış bir kredi politikası izlendiğini hatırlatarak şunları söylemişti. “Bunun 1.4 katı, 1.8 katı aralığında kredi vermezseniz bu durumda ceza ödemeniz gerekiyor. O yüzden kredilerde sınırlamalar var. %13,80 – 17,80 bandında ancak kredi verilebilir durumda…”
Aşağıdaki grafik ise firmalara kullandırılan kredilerin gelişimini gösteriyor.

2020 yıl sonunda firmaların kullandığı KOBİ Kredileri ve Taksitli Ticari Kredi (TTK) toplamı yaklaşık 1,4 trilyon TL iken bu rakam 2023 Mart sonunda yaklaşık 3,5 trilyon TL olmuş. 2020 yıl sonunda kullandırılan 1,4 trilyon kredinin %30’u yani 420 milyar TL’si değişken faizliymiş.
2023 Mart sonu itibariyle bu oranın %45 seviyesinde kaldığını varsayarsak değişken faizli kredilerin toplam krediler içindeki tutarının yaklaşık 1,6 trilyon TL olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Şimdi asıl soru şu.
Eğer önümüzdeki dönemde seçimlerde iktidar değişirse ya da iktidar aynı kalsa bile herhangi bir nedenle uygulanmakta olan ekonomi politikasından vazgeçilip para politikası faizi artırılırsa ve buna paralel olarak bankalar tarafından değişken faizli kredilere uygulanan referans faiz (TLREF) de artarsa ne olur?
Örneğin politika faizinin %25’e çıktığını ve yaklaşık 3 kat arttığını varsayalım. Bu durumda yazı tarihi itibariyle %10 olan referans faiz de politika faizi ile paralel oranlara gelip minimum 3 kat artacaktır.
Bu durum halihazırda firmalar tarafından kullanılan değişken faizli kredilerin faiz yükünün 3 kat artması anlamına gelecektir. Birçok firma artan finansman maliyetlerine katlanamayabilir. Meydana gelebilecek bir faiz artışı bankalar açısından kar artışı anlamına geliyormuş gibi görünse de faizi ödemekte güçlük çeken bir reel sektör aynı zamanda bankaların tahsili geciken ya da kanuni takibe düşen kredilerini de artıracaktır.
Ekonominin ve piyasanın dinamikleri emir komuta zinciri ile yönetilemeyecek kadar çok parametre içeriyor. Halkın refahına odaklanmayan popülist politikalar, kısa vadede çözüm üretiyor gibi görünse de orta/uzun vadede sorunları derinleştiriyor.


